Külahın sat yine lakin yokuncul olma nâmerde,
Yeter ki kelle sağ olsun, külah lazım değil merde
Necîp (Sultan III: Ahmed)
Ehl-i dildir diyemem sînesi sâf olmayana
Ehl-i dil birbirini bilmemek insaf değil
Nef'i
Meyan-ı güft ü gûda bed-meniş îham eder kubhun
Şecaat arzederken merd-i kıpti sırkatin söyler
(Dedikodu meydanında kötü insanlar yaptıkları kötüyüklerden bahsederler. Bunun gibi hırsızlar da gösterdiği cesaretleri anlatırken farketmeden çaldığı şeyleri de anlatırlar)
Râgıp Paşa
Sen namazda idesin kıyam
Elif olursun eyâ mah-ı tamam
Lâedri
Doğru olursan ok gibi yabana atarlar seni
Eğri olursan yay gibi ellerde tutarlar seni
Lâedri
Bir mevsim-i bahara geldik ki âlemin
Bülbül hâmuş, havz tehi, gülistan harâb
K.İzzet Molla
Bûydan hoş renkden pakizedir nazik tenin
Beslemiş koynunda guya kim gül-i r'ana senin
Nef'i
Böğürtlen açılsa bağ oldum sanır
Türk Şehre inse beğ oldum sanır
Lâedri
Zalimin ser-rişte-i ikbalini bir âh keser
Rızka mâni olanın rızkını Allah keser
Nevres
Hâk-i pâyın olduğum gördü dedi kâfir rakîb
Taş ile başını döğüp ”yâleyteni küntü türâb”
Sezayi-i Gülşeni
( Ey sevgili senin ayağının toprağı olduğumu gören kafir rakip bağrını döverek “keşke ben de toprak olsaydım” dedi)
Bir gül, dalında durduğu müddetçe tazedir
Bir gül, çelenge girdiği gün cenazedir
F. Nafiz
İntihâbın sonu gelmez, yaşamaktan maksat
Vartasız köprüyü zarta ile geçmektir
Reyihi verdiği şahsın soyunu bilmezse
Kendisi kendisiin düşmanı demektir
Neyzen Tevfik
(İntihab-seçme,seçilme, Varta-Derin çukur,yer, uçurum, Zarta-Yellenme)
Gârik-i bahr-i isyânem
Dahîlek yâ Rasulullah
( İsyan ve günah denizine batmışım,senin şefaatına sığınıyorum yâ Rasûlulah) Lâedri
Durmadan gam oku bağrıma saplanma benim
Taş mı sandın yüreğim, kal'a mı sandın yüreğim
Zâtî
Bir çürük diş gibi bu can
Çıkmadan sahibine rahat yok
Ferit Kam
Tasavvuf yâr olup bâr olmamaktır
Gül-i gülzâr olup hâr olmamaktır
Dede Ömer Rûşenî
Ne kendi rahat etti ne verdi halka huzur
Yıkıldı gitti cihandan dayansın ehl-i kubur
(Ehl-i kubur- kabir ehli) Lâedri
Ahmedin derdi güzeller sevmek ise gam değil
Yarsız kalır cihânda, ayıpsız yar isteyen
Ahmet Paşa
Bârika-yı hakîkât, müsâdeme-i efkârdan doğar
(Gerçeğin ışıkları, parıltısı fikirlerin çarpışmasından doğar)
Lâedri
Yollar boşaldı artık, yolcular buldu vaha
Yolcular gitmese de yollar gider Allah'a
Ömer Okçu
Su uyur düşman uyur, hasta-i hicrân uyumaz
şeyh Gâlip
Bu hasta cismime sağlam mizacı neyleyim
Murâdım ölmek olunca, ilacı neyleyim
Kadı Mustafa İşretî
Anlayan âlemi, tahsiline zahmet çekmez
Âkil olan kişi, âb üstüne sûret çekmez
Hâmi-i Âmidî
Dilrubâya düştü gönül müptelası çok
Aşkın sefâsı yok değil amma müptelâsı çok
Şeyhülislam Yahya
Bir başka ıstılâh peyda ettik
Kan yutmanın adını tahammul koyduk
A. Haletî
Başımızdan hiç hevâ-yı zülf-i yâr eksik değil
Pek yüce yerdedir, onun için rûzîgâr eksik değil
Sultan III. Mustafa
Zâhirde görüp bizi, sanma ki ukâlayız
Bir sürü insan sıfatında budalayız
Ruhi-i Bağdadi
Eşrefoğlu al haberi, bahçe biziz gül bizdedir
Biz şâh-ı merdân kuluyuz, yetmiş iki dil bizdedir
Eşrefoğlu Rumi
Kim kazanmazsa bu dünyada bir ekmek parası
Dostunu yüz karası, düşmanının maskarası
Mehmet Akif
Bir şaha kul oldum ki cihân ona gedâdır (Gedâ-kul, köle)
Fatih Sultan Mehmet
Bende Mecnun'dan füzun âşıklık istidadı var
Aşık-ı sadık benem Mecnun'un yalnız adı var
Fuzuli
Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl
Muhammedsiz muhabbetten ne hâsıl
Lâediri
Çıkarmak isteseler tenden çekip peykânın ol servin
Çıkan olsun dil-i mecruh, peykân olmasın Ya Rab
(Paykân- okun sivri geri çekilmesi zor ucu)
Fuzuli
Aşk cellâdından ne çıkar madem ki yâr vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Meyveler sabırla olgunlaşırmış
Bir gün gözlerimin tâ içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Sezai Karakoç
Hâfızın kabri olan bahçede bir gül varmış
Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle
Gece, bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış
Eski Şiraz'ı hayâl ettiren ahengiyle
Yahye Kemâl
Göğe çıkanlar vardı, zikirden kanatlarla;
Şimdi de çıkanlar var, betonerme katlarla
Ölürken aynı âhenk, salâ sesinden sızan
Kulağıma doğduğum gün okunan ezan
Ölüm güzel şey budur perde ardından haber...
Hiç güzel olmayayadı ölür müydü Peygamber?
Necip Fazıl
Divanına dur vechin ol süphâna erişsin
Var secdeye cânın yine cânâna erişsin
Topraktan olan cismini toprağa ser ki
Rahmanî olan rûhun ol rahmana erişsin
S. Arif Emre
Yunus Emrim bu sözü eğri bağrü söyleme
Seni sığaya çeken bir Molla Kasım gelür
Yunus Emre
Derdime vâkıf değil cânân beni handân bilir
Hakkı vardır şâd olanlar herkesi şâdân sanır
Lâedri
Toprakta biten güller solar gider
Gönülde biten hoştur, daima yaşar
Mevlana
Tatsız aşa tuz neylesin
Akılsız başa söz neylesin
Atasözü
Dilek tarlasına umut tohumları ektim
Bir gün yeşerir elbet döner de devrân Leylâ
Mehmet Türkan
Ana rahmnden geldik pazar
Bir kefen aldık girdik mezara
Yunus Emre
Yüz güzel ayna güzel
Oturmuş zülfün tarar
Dizinde ayna güzel
Güzel yâri görenler
Dedilir "ay ne güzel"
Lâedri
İmtisal-i "cahidû billah" olupdur niyyetim
Din-i İslam'ın mücerret gayretidür gayretüm
Avnî (Fatihh Sultan Mehmet)
Rakkas bu halet senin oynunda mıdır
Âşıkların günahı boynunda mıdır
Nedim
Murad bahçesinde bir Gül-i Muhammedî açtı
(Fatih'in doğumu için babası söylemiştir)
II. Murat
Gül alırlar, gül satarlar
Gülden terazi tutarlar
Uülü gül ile tartarlar
Çarşı pazarı güldür gül
Ümmi Sinan
Sevgiliyi buz tuttu sevdalara kar yağdı
Vefa umduğum yârin kalbine kara düştü
Günlerdir aradım gözlerim yara düştü
Yorulmuş ayaklarım yeniden yola düştü
Öyle daldım ki âlem-i derya-yı divâna
Açtıkça içinden gönül verdi bu dîvâna
Mehmet Türkan
Gönlümün maviliğin gitmesin gökyüzünden
Kuşların gülüçüğü eksilmesin yüzünden
Kar yağsa da bu sessiz vâdide gün bitmesin
Yapraklar üşüse de çiçekler üşümesin
Nurullah Genç
El ma'na fi batını'ş şâîr
(şirin en güzel anlamı şairin karnında, gönlündedir)
Lâedri
Doymadım gitti mey ü mahbuba bu meyhânede
Bir gözüm sâkide kaldı, bir gözüm peymânede
(mahbub-sevgili,saki- içki sunan güzel, peymane- içki
yenişehirli Avnî
Var iken yüzün meyl eylemez dil bülbülü
Ârife bir gül yeter, lâzım değil tekrar gül
Fuzuli
Gah gözde gah gönülde hadengin mekan tutar
Her kande olsa kanlıyı elbette kan tutar
(hadeng-ok) Fuzuli
Hak kulundan intikamını yine abdiyle alır
Bilmeyen ilm-i ledünü onu kul yaptı sanır
Bursalı Gazali mehmet Efendi
Kadrini seng-i musallada bilüp ey Bâkî
Durup el bağlayanlar yârân saf saf
Bâkî
Bir acaip talihim var, her işim bozgun düşer
Bülbül için dam ursam, içine kuzgun düşer (dam-tuzak)
Aşık Çelebi
Ölen toprak olmuş
Kalan bizim değildir
Arif Nihat Asya
Durgun suya baktım ve dedim "ah ölsem"
Madem ki yok ağlayacakmevtime kimsem
Ahmet Haşim
Sorsalar mağdurun gaddar kendin söyler
Şecaat arzederken merd-i kıptî sırkatin söyler
Olacak bir kimsenin bahtı kavi talii yâr
Kehlesi dahi, mahallinde işe yarar
(kehle-bit) Koca Ragop Paşa
Göz gördü gönül sevdi seni ey yüzü mâhım
kurbanın olam var mı benim günahım
Nahifî
Geldimse ne var ben şuâra bezmine âhir
Âdet budur,âhirde gelir bezme ekâbir
Nev'î
İlim meclisine girdim kıldım talep
İlim tâ gerilerde kaldı "ila edeb illa edeb"
Figâni
Hüzün ki en çok yakışan bize
Hilmi Yavuz
Elbet put olur, öpülen eller etekler
Elbet öpen oldukça, olur öptürecekler
Mithat Cemal KUNTAY
Halk içiznde mu'teber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihende bir nefes sıhhat gibi
Muhibbî, sâdığı yeğdir, kişinin akrabasından
Padişah olsan da derler er kişi niyetine
Muhibbî (Kanûnî)
Gitti Mecnun hâne-i dehri bana ısmarladı
Bir harâb evdir, kalır divâneden divâneye
Lâedri
Hakk'ı isteyen nâmurâd olmuş değil
Halka gönül bağlayan sonra pişmân olur
Sultan Veled
Sen gelmeyince hatıra bilsen neler gelir
Süleyman Çelebi
Tok olanlar bilmez çektiğini aç kalanın
Sırtı pek kimseye ahval-i şitâ yaz görünür
(Ahval-i şita- kışın hali) Sâmi
Kapansa tekmil kapılar, bin kapı açar Hudâ
Sabahattin Özkan
Ayağında donu yok, fesleğen ister başına
Şinasi
Bu mihnetgedede hâr eker gül biçeriz
(har-diken) Osman Nevres
Tecrübe ehli bunu böyle bilir
Kim ki çok söyler ol çok yanılır
N. Atâî
Bu günden yarınlara senin elin yetişmez
Yarını düşünürsen, boş bir hulya bunu bil
Eğer bir parça aklın başındaysa şu anı
Ziyan etme ömrün kalanı belli değil
Ömer Hayyam
Ne olurdu alnından öpüp her seher
Saçına ben örüp ben okşasaydım
Rıza Tevfik
Hükmeden gönlüme cânân oldur
Mühür kimdeyse Süleyman oldur
Kişiye her işi âlâ görünür
Kuzguna yavrusu ankâ görünür
Her yeri hub olan güzelin nazı çok olur
Lâedri
Son zahmetim olacak, omuzlasın dostlar beni
Üstüme toprak atıp çiğnesin dostlar beni
Uğramak üzere ayrılmadan yanımdan
Fatiha bağışlayıp dinlesin dostlar beni
Şeref TAN
Ne dünyadan safa bulduk, ehlinden ricamız var
Ne dergâh-ı İlâhîden başka ilticamız var
Nef'i
Binbir düzenle saygıyı, imanı öldürüp
İnkârı,kini şüpheyi devrettiler bize
Mehmet ÇINARLI
O gül endam bir al şâle büdünsün yürüsün
Ucu gönlüm gibi ardınca sürünsün yürüsün
Yenişehirli Avnî
Sükût etmek gibi nâdâna cevap olmaz
(Nadan-alçak) Lâedri
Subhâne men tahayyara bî sun'ihil ukûl
Subhâne men bi kudretihî ye'cüzül fuhul
(Eserlerin, akılların hayret ettiği varlığa (Allah'a) hamdolsun, En kudretlilerin bile, kudreti karşısında aciz kaldığı varlığa(Allah'a) hamdolsun Âkif Paşa
Subhâneke yâ men halka'l halk ve sevvâ
Subhaneke, subhaneke, subhaneke elfâ
(Ey görünen ve görünmeyen şeyleri yaratan (Yüce Allah), seni tenzih ederim, binlerce defa tenzih ederim) Ziya Paşa
Türkü yine o türkü, sazlarda tel değişti
Yumruk yine o yumruk, bir var el değişti
Tok olan cümle cihanı tok sanır
Aç olan âlemde ekmek yok sanır
Halkı rencide eden âlemde
Kendi rencide olur son demde
Ahl-i kemâl ile cefa çekmesi
Yeğdir câhil ile sefa sürmesi
Feyz alırsan çekerek derd ü gam-ı dünyayı
Tekkeyi bekleyen elbet içer çorbayı
Cihande adem olan bî gam olmaz
Anın çün bî gam olan âdem olmaz
Arif isen bir gül yeter kokmaya
Cahil isen gir bahçeye yıkmaya
Lâedri
Cihânın nimetinden kendi âb-dânemiz yeğdir
Elin kâşanesinden köşe-i vîrânemiz yeğdir
Ziya Paşa
Gör zâhidi kim sâhib irşâd olayım der
Dün mektebe vardı, bu gün üstad olayım der
Ruhî
Doğru söylesem halk razı değil
Yanlış söylerim Hak razı değil
Nail TAN
Her uzun boylu şecaat edebilmez d'avayı
Her boy atar kim serv-i hıraman olamaz
Dehri ararsan binde bir âdem bulamzsın
Âdem görünen hârları adam mı sanırsın
Lâ edri
Âsûde olam dersen gelme cihâna
Meydana düşen kurtulmaz bârân-ı belâdan
Ziya Paşa
Hülyası kalmayınca hayatın ne zevki var
Bitsin hayırlısıyla bu beyhûde sonbahar
Yahya Kemal
Habib âşığa cevr etmese habib olmaz
Tabib. nicesin öldürmesi tabib olmaz
Yıldızlı semalardıki haşmet ne güzel şey
Mehtâba dalıp yâr ile sohbet ne güzel şey
Dünyamızın üstünde bütün ruhlar uyurken
Yıldızların altında ibadet ne güzel şey
Faik Ali
Ey azîzim dinle pendim, varsa mülkün sakla pek
Düşmana kalsın kalırsa, dosta muhtaç olma tek
(pend-öğüt) Lâedri
Korkma gül-i nâdân elinden al eline sûseni
Geçme nâmert köprüsünden ko aparsın su seni (susen-çiçek)
Lâedri
Kıldım bela-yı aşk ile ben, müptela sefer
Meşhurdur ki aşığa "ya tahammül ya sefer"
Lâedri
Eline zer alup varsan "efendi gel buyur" derler
Eğer testin tehi varırsan "efendi uyur" derler (zer-altın,tehi-boş)
Ehl-i diller asında aradım kıldım talep
Her hüner makbul imiş illa edep illa edep
Senden, bilirim yok bana bir faide ey gül
Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül
Paymal olmakla ehl-i dil olmaz nâkıs
Hâkîye düşse yine kadr-i güher dûn olmaz
Misafirin iyisi gelir gider kuş gibi
Kötüsü ise oturur baykuş gibi
Masîvâdan el açup mahluktan ümit kes
Virdin olursa her nefes "Allah bes bâki heves"
Ne sâl iledir ne mâl iledir
Beyim ululuk kemâl iledir
Ehl-i dil ârâm ider, her kande kim rağbetlenür
Kah olur gurbet ü vatan kah her vatan gurbetlenür
Zâlimin rişte-i ikbâlini bir âh keser (rişte-i ikbal- mutluluk ipi)
Mâni-i rızk olanın rızkını Allah keser
Lâedri
Kulûba sahip olmayan hükümdar (kulub-kalpler)
Cihangir olsa yine bî iktidar
Abdülhak Hamid
Bülbül güle, gel gül dedi,gülmedi gitti
Bülbül güle gül bülbüle yâr olmadı gitti
Hastanın halinden ne bilir sağlar
Düşen melul mahzun, yastık kan ağlar
Âdemoğlu âleme uryân gelür uryân gider
Nâle vü efgan ile giry^n gelür giryân gider
Sanma ey hoca senden zer ü sîm isterle
"Yevmela yenfeu"da kalb-i selîm isterler
Cihanda bulamadım yâr-ı muvafık
Muvafık sandığım çıktı münafık
Lâedri
Hak tecilli eyleyince her işi asân ider
Halk eder esbâbını bir lahzada ihsan ider
Lâedri
Af eyleyelim ki bilge bilmez
Bir sur içün atın başı kesilmez
Lâedri
Feryâdımız ol yâre de ağyara da kalmaz
Ah-ı dil-i bülbül, güle de hâre de kalmaz
Lâ edri
Öyle bir ömür geçir ki olsun
Mevtin, sana handan, halka matem (Mevt- ölü, handan- gülümseyen)
Lâ edri
Benî candân usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı?
Felekler yandı âhımdan murâdım şem'i yanmaz mı? (Şem-mum)
Fuzûlî
Söz ola kese savaşı,
Söz ola kestire başı,
Söz ola ağulu aşı,
Yağ ile bal ede bir söz.
Yunus Emre
Kim anar yoluna can verdiğini ey Yahyâ
Unuturlar seni bîçare hemen ölmeyi gör
Dünyada nasibin sitem ü cevr ise ey dil
Ahbâbın eder anıda, a'dâya ne hâcet (a'dâ-düşman)
Cihânın izzet ü ikbâlini efsâne bil Yahyâ
Yolundan kalma kim âkil o yalan ile eğlenmez
Bahr isen de katre-i nâçiz göster kendini (katre-damla)
Âlemde bir çera' uyandır ki sönmesin Çera'-ışık,kandil)
Şeyhülislam Yahya
Mizâna vur görüştüğünihvanı el hazer
Rehber zannettiğin rehzen olmasın
Lâedri
(el-hazer- sakın, rehzen-yol kesen)
Bârını gerden-i ahbâba idenler tahmîl,
Ne kadar olsa sebük-ruh dlur elbette sakîl
Râgıp Paşa
(Yükünü dostlarının boynuna yükleyenler, ne kadar hafif ruhlu olsalar yine de ağır olurlar)
ŞÎrler pençe-i kahrımdan olurken lerzân
Bir gözleri âhûya zebun eyledi felek
Selimî (Yavuz Sultan Selim)
Nesîmî'ye sormuşlar o yâ ile "hoş musun?"
Hoş olayım olmayayım o yâr benim kime ne
Seyyid Nesîmî
Yüzün gününde ey kamer, envâra düşmüşem
"Ânestü nâren" olmuşam, ol nâra düşmüşem
Seyyid Nesîmî
Sakın terk-i edebten kuy-u mahbub-u Huda'dır bu
Nazargah-ı İlahîdir, makam-ı Mustafa'dır bu
Nâbî
Aşiyan-ı murg-i dil zül-i perişanındadur
Kande olsam ey peri gönlüm senin yanındadur
Fuzûlî
Şeb-i Yeldayı müneccimle muvakkit ne bilir
Müptela-yı gama sor geceler kaç saattir
Lâedri
(Şeb-i yelda- en uzun gece)
Ben senin âb-ı hayt-ı lebinin teşnesiyim
Tâlib-i çeşme-i hayvân isem insân değilim
Yenişehirli Avnî
Hoşca bak zâtın kim zübde-i âdemsin sen
Merdüm-i dide-i ekvân olan âdemsin sen
Şeyh Gâlip
Suya versün bağbân gülzârı zahmet çekmesün
Bir gül açılmaz yüzün tek verse bin gülzâre su
Dest-bûsu arzuzuyla ger ölürsem dostlar
Kuze eylen toprağun sunun anınla yâre su
Hâk-i pâyine yetem der ömürlerdir muttasıl
Başını taştan taşa urup gezer âvâre su
Su Kasidesi'nden- Fuzûlî
Sanma şâhım herkesi sen sâdıkâne yâr olur,
Herkesi sen dost mu sandın bilki ol ağyar olur
Sadıkâne belki ol âlemde dildâr olur
Yâr olur, ağyâr olur, dildar olur, serdâr olur
Selimî (Yavuz Sultan Selim)
(Yavuz Sultan Selim bu dötlüğü Çaldıran Savaşı öncesi Şah İsmail yazmıştır)
İtimat etme kelam-ı mülhed-i bî mezhebe
sabat olmaz münkerin inkârı da ikrârı da
Tasvir eyledim ahvâlini çok kere dünyanın
Nihayet suret "dağ ma keder huz ma safa" buldum
Hersekli Arif Hikmet
Sanma âleme herkes insan gelür insan gider
Cahil ü nâdân olan hayvân gelür hayvân gider
Lâedri
İbrik ve leğen, maden-i vahit iken
Birinde su pak , birinde nâ pak
Lâedri
Güller güler,f iganla geçer ömr-ü andelîb
Bîmâr ihtizârda ücret diler tabîb
Lâedri
Meşhurdur fısk ile olmaz cihân harâb
Eyler ânı müdahâne-i âlimân harâb
(Ziya Paşa)
Kenarın dilberi, nazikde olsa nâzenin olamaz
(Bâki)
Elbette su vermez ipsize kuyu
(Lâedri)
Erbab-ı dile nâdân ne belâdır.
(Cevrî)
Dünyada nasibin sitem ve cevr ise ey dil!
Ahbabın eder onu da ağyara ne hacet.
Dökünce zülfünü bedir yüzüne,
Ben sandım ki bulut aya bağlıdır.
(Karacaoğlan)
Kimsesiz kimse olmaz, kimsenin var kimsesi,
Kimsesiz kaldım, meded ey kimsesizler kimsesi.
(Lâedri)
Ben duhan içtim mecliste laf etmem hele,
Neyleyim ol zevki kim filhal burnumdan gele.
(Şeyhülislam Yahya)
Tahsil-i kemâlât kem aletli olmaz"
Olursa dibi delik güğümler dolmaz
(Kul-u Aciz)
Sessizce düşünsek, duyacaklar bir gün,
Olmazları, olur sayacaklar bir gün,
Bu gidişle bunlar elinden gelse,
Rüyalara sansür koyacaklar bir gün.
(A. Nihat ASYA)
Renkleri inci ince ne anlatırsın köre
Konuş Her insanla kendi aklına göre
(Lâedri)
Kahvelerim pişti gel, köpükleri taştı gel
İyi günün dostları kötü günüm geçti gel
(Kıbrıslı Bir İşadamı)
Değildim ben sana mail, sen ettin aklımı zâil
Beni ta'n eyleyen gafil seni görgeç utanmaz mı
(Fuzuli)
Dervişlik olsaydı tâc ile hırka
Bir dahi alırdık otuza kırka
Yunus Emre
Nâdânlar eder muhabbet nâdânla telezzüz
Divânelerin hemdemi divâne gerektür
Ziya Paşa
Onlar ki verir laf ile dünyaya nizâmat
Bin türlü teseyyüb bulunur hânelerinde (teseyyüb- eksiklik)
Ziya Paşa
Sâdıkları tahkir ile red kîde oldu
Hırsızlara ikram ve inâyet yeni çıktı
Ziya Paşa
Milyonla çalan mesned-i ser-efrâz
Bir kaç kuruşu mütekebbin cây-ı kürektir
Ziya Paşa
Bed asla nevâbet mi verir üniforma
Zerduz palan ursan eşek yine eşektir
Ziya Paşa
Zâlim yine bir zulme giriftâr olur ahir,
Elbette olur ev yıkanın hânesi vîran
Ziya Paşa
Bir nokta koyup mücrim ederler seni sonra
Esrar-ı kibâra sakın olma hele mahrem
(mahrem kelimesinin yazılışında "ha" harfinin altına bir nokta koyunca mücrim olur)
Bir yerde cehl hükümrândır
Ol yerde ziya-yı Hak nihândır (Nihan-saklı,gizli)
Mahmut Celalettin Paşa
Erenlerin nazârı toprağı gevher eyler
Erenler kademinde toprak olasım gelir (kadem-ayak)
Lâedri
Ger günahım Kuh-i Kaf olsa ne gam yâ Celil
Rahmetin bahrine nisbet ennehû şey'un kâil
(Günahım kaf dağı kadar olsa ne gam ey Allah'ım! Senin rahmetdenizine göre, Kaf Dağı büyüklüğündeki günah küçük bir şeydir.) Lâedri
Bir mevsim-i baharına geldik ki âlemin
Bülbül hamûş, hevz tehi, gülistan harêb
(Tehi-boş, hamuş-susmuş) Lâedri
En büyük fazlınız bunların asârından
Belki on şerhe bırakıp, bir kuru mânâ çıkaran
Mehmet Âkif