Külahın sat yine lakin yokuncul olma nâmerde,

Yeter ki kelle sağ olsun, külah lazım değil merde

                                          Necîp (Sultan III: Ahmed)

 

Ehl-i dildir diyemem sînesi sâf olmayana

Ehl-i dil birbirini bilmemek insaf değil

                                                   Nef'i

Meyan-ı güft ü gûda bed-meniş îham eder kubhun

Şecaat arzederken merd-i kıpti sırkatin söyler

(Dedikodu meydanında kötü insanlar yaptıkları kötüyüklerden bahsederler. Bunun gibi hırsızlar da gösterdiği cesaretleri anlatırken farketmeden çaldığı şeyleri de anlatırlar)

                                                        Râgıp Paşa

 

Sen namazda idesin kıyam

Elif olursun eyâ mah-ı tamam

                                       Lâedri

Doğru olursan ok gibi yabana atarlar seni

 Eğri olursan yay gibi ellerde tutarlar seni

                                              Lâedri

Bir mevsim-i bahara geldik ki âlemin

Bülbül hâmuş, havz tehi, gülistan harâb

                                       K.İzzet Molla

Bûydan hoş renkden pakizedir nazik tenin

Beslemiş koynunda guya kim gül-i r'ana senin

                                                  Nef'i

Böğürtlen açılsa bağ oldum sanır

Türk Şehre inse beğ oldum sanır

                                      Lâedri

Zalimin ser-rişte-i ikbalini bir âh keser

Rızka mâni olanın rızkını Allah keser

                                           Nevres

 Hâk-i pâyın olduğum gördü dedi kâfir rakîb

Taş ile başını döğüp ”yâleyteni küntü türâb”

                         Sezayi-i Gülşeni

( Ey sevgili senin ayağının toprağı olduğumu gören kafir rakip bağrını döverek “keşke ben de toprak olsaydım” dedi)

 

Bir gül, dalında durduğu müddetçe tazedir

Bir gül, çelenge girdiği gün cenazedir

                                            F. Nafiz

İntihâbın sonu gelmez, yaşamaktan maksat

Vartasız köprüyü zarta ile geçmektir

Reyihi verdiği şahsın soyunu bilmezse

Kendisi kendisiin düşmanı demektir

                              Neyzen Tevfik

(İntihab-seçme,seçilme, Varta-Derin çukur,yer, uçurum, Zarta-Yellenme)

Gârik-i bahr-i isyânem

Dahîlek yâ Rasulullah

( İsyan ve günah denizine batmışım,senin şefaatına sığınıyorum yâ Rasûlulah)                          Lâedri

Durmadan gam oku bağrıma saplanma benim

Taş mı sandın yüreğim, kal'a mı sandın yüreğim

                                        Zâtî

Bir çürük diş gibi bu can

 Çıkmadan sahibine rahat yok

                       Ferit Kam

Tasavvuf yâr olup bâr olmamaktır

Gül-i gülzâr olup hâr olmamaktır

                        Dede Ömer Rûşenî

Ne kendi rahat etti ne verdi halka huzur

Yıkıldı gitti cihandan dayansın ehl-i kubur

(Ehl-i kubur- kabir ehli)                         Lâedri

Ahmedin derdi güzeller sevmek ise gam değil

Yarsız kalır cihânda, ayıpsız yar isteyen

                                        Ahmet Paşa

Bârika-yı hakîkât, müsâdeme-i efkârdan doğar

(Gerçeğin ışıkları, parıltısı fikirlerin çarpışmasından doğar)

                                             Lâedri

Yollar boşaldı artık, yolcular buldu vaha

Yolcular gitmese de yollar gider Allah'a

                                        Ömer Okçu

 

Su uyur düşman uyur, hasta-i hicrân uyumaz

                                     şeyh Gâlip

Bu hasta cismime sağlam mizacı neyleyim

Murâdım ölmek olunca, ilacı neyleyim

                                   Kadı Mustafa İşretî

Anlayan âlemi, tahsiline zahmet çekmez

Âkil olan kişi, âb üstüne sûret çekmez

                                  Hâmi-i Âmidî

Dilrubâya düştü gönül müptelası çok

Aşkın sefâsı yok değil amma müptelâsı çok

                                  Şeyhülislam Yahya

Bir başka ıstılâh peyda ettik

Kan yutmanın adını tahammul koyduk

                               A. Haletî

Başımızdan hiç hevâ-yı zülf-i yâr eksik değil

Pek yüce yerdedir, onun için rûzîgâr eksik değil

                                    Sultan III. Mustafa

Zâhirde görüp bizi, sanma ki ukâlayız

Bir sürü insan sıfatında budalayız

                          Ruhi-i Bağdadi

Eşrefoğlu al haberi, bahçe biziz gül bizdedir

Biz şâh-ı merdân kuluyuz, yetmiş iki dil bizdedir

                                                  Eşrefoğlu Rumi 

Kim kazanmazsa bu dünyada bir ekmek parası

 Dostunu yüz karası, düşmanının maskarası

                                    Mehmet Akif

Bir şaha kul oldum ki cihân ona gedâdır (Gedâ-kul, köle)

                                       Fatih Sultan Mehmet

Bende Mecnun'dan füzun âşıklık istidadı var

 Aşık-ı sadık benem Mecnun'un yalnız adı var

                                                   Fuzuli

Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl

Muhammedsiz muhabbetten ne hâsıl

                                    Lâediri

Çıkarmak isteseler tenden çekip peykânın ol servin

Çıkan olsun dil-i mecruh, peykân olmasın Ya Rab

(Paykân- okun sivri geri çekilmesi zor ucu)

                                               Fuzuli

Aşk cellâdından ne çıkar madem ki yâr vardır

 Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır

 

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

Meyveler sabırla olgunlaşırmış

Bir gün gözlerimin tâ içine bak

Anlarsın ölüler niçin yaşarmış

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

                                Sezai Karakoç

Hâfızın kabri olan bahçede bir gül varmış

Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle

Gece, bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış

Eski Şiraz'ı hayâl ettiren ahengiyle

                                 Yahye Kemâl

Göğe çıkanlar vardı, zikirden kanatlarla;

Şimdi de çıkanlar var, betonerme katlarla

 

Ölürken aynı âhenk, salâ sesinden sızan

Kulağıma doğduğum gün okunan ezan

 

Ölüm güzel şey budur perde ardından haber...

Hiç güzel olmayayadı ölür  müydü Peygamber?

                           Necip Fazıl

Divanına dur vechin ol süphâna erişsin

Var secdeye cânın yine cânâna erişsin

Topraktan olan cismini toprağa ser ki

Rahmanî olan rûhun ol rahmana erişsin

                                   S. Arif Emre

Yunus Emrim bu sözü eğri bağrü söyleme

Seni sığaya çeken bir Molla Kasım gelür

                                      Yunus Emre

Derdime vâkıf değil cânân beni handân bilir

Hakkı vardır şâd olanlar herkesi şâdân sanır

                                     Lâedri

Toprakta biten güller solar gider

 Gönülde biten hoştur, daima yaşar

                                  Mevlana

Tatsız aşa tuz neylesin

Akılsız başa söz neylesin

                    Atasözü

Dilek tarlasına umut tohumları ektim

 Bir gün yeşerir elbet döner de devrân Leylâ

                                          Mehmet Türkan 

Ana rahmnden geldik pazar

Bir kefen aldık girdik mezara

                            Yunus Emre

Yüz güzel ayna güzel

Oturmuş zülfün tarar

Dizinde ayna güzel

Güzel yâri görenler

Dedilir "ay ne güzel"

                       Lâedri

İmtisal-i "cahidû billah" olupdur niyyetim

Din-i İslam'ın mücerret gayretidür gayretüm

                      Avnî (Fatihh Sultan Mehmet)

Rakkas bu halet senin oynunda mıdır

Âşıkların günahı boynunda mıdır

                                     Nedim

Murad bahçesinde bir Gül-i Muhammedî açtı

(Fatih'in doğumu için babası söylemiştir) 

                            II. Murat

Gül alırlar, gül satarlar

Gülden terazi tutarlar

Uülü gül ile tartarlar

Çarşı pazarı güldür gül

                  Ümmi Sinan

Sevgiliyi buz tuttu sevdalara kar yağdı

Vefa umduğum yârin kalbine kara düştü

 

Günlerdir aradım gözlerim yara düştü

Yorulmuş ayaklarım yeniden yola düştü

 

Öyle daldım ki âlem-i derya-yı divâna

Açtıkça içinden gönül verdi bu dîvâna

                              Mehmet Türkan

Gönlümün maviliğin gitmesin gökyüzünden

Kuşların gülüçüğü eksilmesin yüzünden

 

Kar yağsa da bu sessiz vâdide gün bitmesin

Yapraklar üşüse de çiçekler üşümesin

                            Nurullah Genç

El ma'na fi batını'ş şâîr

(şirin en güzel anlamı şairin karnında, gönlündedir)

                               Lâedri

Doymadım gitti mey ü mahbuba bu meyhânede

Bir gözüm sâkide kaldı, bir gözüm peymânede

(mahbub-sevgili,saki- içki sunan güzel, peymane- içki

                                         yenişehirli Avnî

Var iken yüzün meyl eylemez dil bülbülü

Ârife bir gül yeter, lâzım değil tekrar gül

                                              Fuzuli

Gah gözde gah gönülde hadengin mekan tutar

Her kande olsa kanlıyı elbette kan tutar

  (hadeng-ok)             Fuzuli

Hak kulundan intikamını yine abdiyle alır

Bilmeyen ilm-i ledünü onu kul yaptı sanır

                                  Bursalı Gazali mehmet Efendi

Kadrini seng-i musallada bilüp ey Bâkî

Durup el bağlayanlar yârân saf saf

                                       Bâkî

Bir acaip talihim var, her işim bozgun düşer

Bülbül için dam ursam, içine kuzgun düşer  (dam-tuzak)

                                  Aşık Çelebi

Ölen toprak olmuş
Kalan bizim değildir

                    Arif Nihat Asya

Durgun suya baktım ve dedim "ah ölsem"

Madem ki yok ağlayacakmevtime kimsem

                                  Ahmet Haşim

Sorsalar mağdurun gaddar kendin söyler

 Şecaat arzederken merd-i kıptî sırkatin söyler

 

Olacak bir kimsenin bahtı kavi talii yâr

Kehlesi dahi, mahallinde işe yarar 

(kehle-bit)                   Koca Ragop Paşa

Göz gördü gönül sevdi seni ey yüzü mâhım

kurbanın olam var mı benim günahım

                                 Nahifî

Geldimse ne var ben şuâra bezmine âhir

Âdet budur,âhirde gelir bezme ekâbir

                                    Nev'î

İlim meclisine girdim kıldım talep

 İlim tâ gerilerde kaldı "ila edeb illa edeb"

                                    Figâni

Hüzün ki en çok yakışan bize

                            Hilmi Yavuz

Elbet put olur, öpülen eller etekler

Elbet öpen oldukça, olur öptürecekler

                        Mithat Cemal KUNTAY

Halk içiznde mu'teber bir nesne yok devlet gibi

Olmaya devlet cihende bir nefes sıhhat gibi

 

Muhibbî, sâdığı yeğdir, kişinin akrabasından

Padişah olsan da derler er kişi niyetine

                                Muhibbî (Kanûnî)

Gitti Mecnun hâne-i dehri bana ısmarladı

Bir harâb evdir, kalır divâneden divâneye

                                           Lâedri

Hakk'ı isteyen nâmurâd olmuş değil

Halka gönül bağlayan sonra pişmân olur

                            Sultan Veled

Sen gelmeyince hatıra bilsen neler gelir

                              Süleyman Çelebi

Tok olanlar bilmez çektiğini aç kalanın

Sırtı pek kimseye ahval-i şitâ yaz görünür

        (Ahval-i şita- kışın hali)   Sâmi

Kapansa tekmil kapılar, bin kapı açar Hudâ

                                   Sabahattin Özkan

Ayağında donu yok, fesleğen ister başına

                                            Şinasi

Bu mihnetgedede hâr eker gül biçeriz

        (har-diken)     Osman Nevres

Tecrübe ehli bunu böyle bilir

Kim ki çok söyler ol çok yanılır

                             N. Atâî

Bu günden yarınlara senin elin yetişmez

Yarını düşünürsen, boş bir hulya bunu bil

Eğer bir parça aklın başındaysa şu anı

Ziyan etme ömrün kalanı belli değil

                               Ömer Hayyam

Ne olurdu alnından öpüp her seher

Saçına ben örüp ben okşasaydım

                             Rıza Tevfik

Hükmeden gönlüme cânân oldur

Mühür kimdeyse Süleyman oldur

 

Kişiye her işi âlâ görünür

Kuzguna yavrusu ankâ görünür

 

Her yeri hub olan güzelin nazı çok olur

                                    Lâedri

Son zahmetim olacak, omuzlasın dostlar beni

Üstüme toprak atıp çiğnesin dostlar beni

Uğramak üzere ayrılmadan yanımdan

Fatiha bağışlayıp dinlesin dostlar beni

                                       Şeref TAN

Ne dünyadan safa bulduk, ehlinden ricamız var

Ne dergâh-ı İlâhîden başka ilticamız var

                                           Nef'i

Binbir düzenle saygıyı, imanı öldürüp

İnkârı,kini şüpheyi devrettiler bize

                                 Mehmet ÇINARLI

O gül endam bir al şâle büdünsün yürüsün

Ucu gönlüm gibi ardınca sürünsün yürüsün

                              Yenişehirli Avnî

Sükût etmek gibi nâdâna cevap olmaz

(Nadan-alçak)               Lâedri

Subhâne men tahayyara bî sun'ihil ukûl

Subhâne men bi kudretihî ye'cüzül fuhul

(Eserlerin, akılların hayret ettiği varlığa (Allah'a) hamdolsun, En kudretlilerin bile, kudreti karşısında aciz kaldığı varlığa(Allah'a) hamdolsun                            Âkif Paşa

Subhâneke yâ men halka'l halk  ve sevvâ

Subhaneke, subhaneke, subhaneke elfâ

(Ey görünen ve görünmeyen şeyleri yaratan (Yüce Allah), seni tenzih ederim, binlerce defa tenzih ederim) Ziya Paşa

Türkü yine o türkü, sazlarda tel  değişti

Yumruk yine o yumruk, bir var el değişti

 

Tok olan cümle cihanı tok sanır

Aç olan âlemde ekmek yok sanır

 

Halkı rencide eden âlemde

Kendi rencide olur son demde

 

Ahl-i kemâl ile cefa çekmesi

 Yeğdir câhil ile sefa sürmesi

 

Feyz alırsan çekerek derd ü gam-ı dünyayı

Tekkeyi bekleyen elbet içer çorbayı

 

Cihande adem olan bî gam olmaz

Anın çün bî gam olan âdem olmaz

 

Arif isen bir gül yeter kokmaya

Cahil isen gir bahçeye yıkmaya

                               Lâedri

Cihânın nimetinden kendi âb-dânemiz yeğdir

Elin kâşanesinden köşe-i vîrânemiz yeğdir

                                     Ziya Paşa

Gör zâhidi kim sâhib irşâd olayım der

Dün mektebe vardı, bu gün üstad olayım der

                                        Ruhî

Doğru söylesem halk razı değil

Yanlış söylerim Hak razı değil

                        Nail TAN

Her uzun boylu şecaat edebilmez d'avayı

Her boy atar kim serv-i hıraman olamaz

 

Dehri ararsan binde bir âdem bulamzsın

Âdem görünen hârları  adam mı sanırsın

                              Lâ edri

Âsûde olam dersen gelme cihâna

Meydana düşen kurtulmaz bârân-ı belâdan

                               Ziya Paşa

 Hülyası kalmayınca hayatın ne zevki var

Bitsin hayırlısıyla bu beyhûde sonbahar

                          Yahya Kemal

Habib âşığa cevr etmese habib olmaz

Tabib. nicesin öldürmesi tabib olmaz

 

Yıldızlı semalardıki haşmet ne güzel şey

Mehtâba dalıp yâr ile sohbet ne güzel şey

 

Dünyamızın üstünde bütün ruhlar uyurken

Yıldızların altında ibadet ne güzel şey

                                   Faik Ali

Ey azîzim dinle pendim, varsa mülkün sakla pek

Düşmana kalsın kalırsa, dosta muhtaç olma tek

(pend-öğüt)                             Lâedri

Korkma gül-i nâdân elinden al eline sûseni

Geçme nâmert köprüsünden ko aparsın su seni (susen-çiçek)

                                             Lâedri

Kıldım bela-yı aşk ile ben, müptela sefer

Meşhurdur ki aşığa "ya tahammül ya sefer"

                                             Lâedri

Eline zer alup  varsan "efendi gel buyur" derler

Eğer testin tehi varırsan "efendi uyur" derler (zer-altın,tehi-boş)

 

Ehl-i diller asında aradım kıldım talep

Her hüner makbul imiş illa edep illa edep

 

Senden, bilirim yok bana bir faide ey gül

Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül

 

Paymal olmakla ehl-i dil olmaz nâkıs

Hâkîye düşse yine kadr-i güher dûn olmaz

 

Misafirin iyisi gelir gider kuş gibi

Kötüsü ise oturur baykuş gibi

 

Masîvâdan el açup mahluktan ümit kes

Virdin olursa her nefes "Allah bes bâki heves"

 

Ne sâl iledir ne mâl iledir

Beyim ululuk kemâl iledir

 

Ehl-i dil ârâm ider, her kande kim rağbetlenür

Kah olur gurbet ü vatan kah her vatan gurbetlenür

 

Zâlimin rişte-i ikbâlini bir âh keser (rişte-i ikbal- mutluluk ipi)

Mâni-i rızk olanın rızkını Allah keser

                                       Lâedri

Kulûba sahip olmayan hükümdar  (kulub-kalpler)

Cihangir olsa yine bî iktidar

                           Abdülhak Hamid

Bülbül güle, gel gül dedi,gülmedi gitti

Bülbül güle gül bülbüle yâr olmadı gitti

 

Hastanın halinden ne bilir sağlar

Düşen melul mahzun, yastık kan ağlar

 

Âdemoğlu âleme uryân gelür uryân gider

Nâle vü efgan ile giry^n gelür giryân gider

 

Sanma ey hoca senden zer ü sîm isterle

"Yevmela yenfeu"da kalb-i selîm isterler

 

Cihanda bulamadım yâr-ı muvafık

Muvafık sandığım çıktı münafık

                             Lâedri

Hak tecilli eyleyince her işi asân ider

Halk eder esbâbını bir lahzada ihsan ider

                             Lâedri

Af eyleyelim ki bilge bilmez

Bir sur içün atın başı kesilmez

                               Lâedri

Feryâdımız ol yâre de ağyara da kalmaz

Ah-ı dil-i bülbül, güle de hâre de kalmaz

                                Lâ edri

Öyle bir ömür geçir ki olsun

 Mevtin, sana handan, halka matem (Mevt- ölü, handan- gülümseyen)

                              Lâ edri

Benî candân usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı?

 Felekler yandı âhımdan murâdım şem'i yanmaz mı? (Şem-mum)

                                                                                       Fuzûlî

Söz ola kese savaşı,

Söz ola kestire başı,

 Söz ola ağulu aşı,

Yağ ile bal ede bir söz.

               Yunus Emre

Kim anar yoluna can verdiğini ey Yahyâ

Unuturlar seni bîçare hemen ölmeyi gör

     Dünyada nasibin sitem ü cevr ise ey dil

     Ahbâbın eder anıda, a'dâya ne hâcet  (a'dâ-düşman)

Cihânın izzet ü ikbâlini efsâne bil Yahyâ

Yolundan kalma kim âkil o  yalan ile eğlenmez

      Bahr isen de katre-i nâçiz göster kendini (katre-damla)

      Âlemde bir çera' uyandır ki sönmesin  Çera'-ışık,kandil)

                                      Şeyhülislam Yahya

Mizâna vur görüştüğünihvanı el hazer

Rehber zannettiğin rehzen olmasın

                         Lâedri

(el-hazer- sakın, rehzen-yol kesen)

Bârını gerden-i ahbâba idenler tahmîl,

Ne kadar olsa sebük-ruh dlur elbette sakîl

                                    Râgıp Paşa

(Yükünü dostlarının boynuna yükleyenler, ne kadar hafif ruhlu olsalar yine de ağır olurlar)

ŞÎrler pençe-i kahrımdan olurken lerzân

Bir gözleri âhûya zebun eyledi felek

                            Selimî (Yavuz Sultan Selim)

Nesîmî'ye sormuşlar o yâ ile "hoş musun?"

Hoş olayım olmayayım o yâr benim kime ne

                                            Seyyid Nesîmî

Yüzün gününde ey kamer, envâra düşmüşem

"Ânestü nâren" olmuşam, ol nâra düşmüşem

                                            Seyyid Nesîmî

Sakın terk-i edebten kuy-u mahbub-u Huda'dır bu

Nazargah-ı İlahîdir, makam-ı Mustafa'dır bu

                                                    Nâbî

Aşiyan-ı murg-i dil zül-i perişanındadur

Kande olsam ey peri gönlüm senin yanındadur

                                                   Fuzûlî

Şeb-i Yeldayı müneccimle muvakkit ne bilir

Müptela-yı gama sor geceler kaç saattir

                                             Lâedri

(Şeb-i yelda- en uzun gece)

Ben senin âb-ı hayt-ı lebinin teşnesiyim

Tâlib-i çeşme-i hayvân isem insân değilim

                                        Yenişehirli Avnî

Hoşca bak zâtın kim zübde-i âdemsin sen

Merdüm-i dide-i ekvân olan âdemsin sen

                                          Şeyh Gâlip

Suya versün bağbân gülzârı zahmet çekmesün

Bir gül açılmaz yüzün tek verse bin gülzâre su

 

Dest-bûsu arzuzuyla ger ölürsem dostlar

Kuze eylen toprağun sunun anınla yâre su

 

Hâk-i pâyine yetem der ömürlerdir muttasıl

Başını taştan taşa urup gezer âvâre su

                        Su Kasidesi'nden- Fuzûlî

 

Sanma şâhım herkesi sen sâdıkâne yâr olur,

Herkesi sen dost mu sandın bilki ol ağyar olur

Sadıkâne belki ol âlemde dildâr olur

Yâr olur, ağyâr olur, dildar olur, serdâr olur

                              Selimî (Yavuz Sultan Selim)

   (Yavuz Sultan Selim bu dötlüğü Çaldıran Savaşı öncesi Şah İsmail yazmıştır)

İtimat etme kelam-ı mülhed-i bî mezhebe

sabat olmaz münkerin inkârı da ikrârı da

 

Tasvir eyledim ahvâlini çok kere dünyanın

Nihayet suret "dağ ma keder huz ma safa" buldum

                                    Hersekli Arif Hikmet

Sanma âleme herkes insan gelür insan gider

 Cahil ü nâdân olan hayvân gelür hayvân gider

                                         Lâedri

İbrik ve leğen, maden-i vahit iken

Birinde su pak , birinde nâ pak             

                                   Lâedri

Güller güler,f iganla geçer ömr-ü andelîb

Bîmâr ihtizârda ücret diler tabîb

                                        Lâedri

Meşhurdur fısk ile olmaz cihân harâb

Eyler ânı müdahâne-i âlimân harâb

                             (Ziya Paşa)

Kenarın dilberi, nazikde olsa nâzenin olamaz

                                              (Bâki)                            

Elbette su vermez ipsize kuyu

                             (Lâedri)

Erbab-ı dile nâdân ne belâdır.

                              (Cevrî)

Dünyada nasibin sitem ve cevr ise ey dil!

Ahbabın eder onu da ağyara ne hacet.

 

Dökünce zülfünü bedir yüzüne,

Ben sandım ki bulut aya bağlıdır.

                      (Karacaoğlan)

Kimsesiz kimse olmaz, kimsenin var kimsesi,

Kimsesiz kaldım, meded ey kimsesizler kimsesi.

                                                   (Lâedri)

Ben duhan içtim mecliste laf etmem hele,

Neyleyim ol zevki kim filhal burnumdan gele.

                                              (Şeyhülislam Yahya)

Tahsil-i kemâlât kem aletli olmaz"

Olursa dibi delik güğümler dolmaz

                                      (Kul-u Aciz)

Sessizce düşünsek, duyacaklar bir gün,

Olmazları, olur sayacaklar bir gün,

Bu gidişle bunlar elinden gelse,

Rüyalara sansür koyacaklar bir gün.

                           (A. Nihat ASYA)

Renkleri inci ince ne anlatırsın köre

Konuş Her insanla kendi aklına göre

                                          (Lâedri)

Kahvelerim pişti gel, köpükleri taştı gel

İyi günün dostları kötü günüm geçti gel

                                   (Kıbrıslı Bir İşadamı)

Değildim ben sana mail, sen ettin aklımı zâil

Beni ta'n eyleyen gafil seni görgeç utanmaz mı

                                               (Fuzuli)

Dervişlik olsaydı tâc ile hırka

Bir dahi alırdık otuza kırka

                             Yunus Emre

Nâdânlar eder muhabbet nâdânla telezzüz

Divânelerin hemdemi divâne gerektür

                                    Ziya Paşa

Onlar ki verir laf ile dünyaya nizâmat

Bin türlü teseyyüb bulunur hânelerinde (teseyyüb- eksiklik)

                                    Ziya Paşa

 Sâdıkları tahkir ile red kîde oldu

Hırsızlara ikram ve inâyet yeni çıktı

                                             Ziya Paşa

Milyonla çalan mesned-i ser-efrâz

Bir kaç kuruşu mütekebbin cây-ı kürektir

                                            Ziya Paşa

Bed asla nevâbet mi verir üniforma

Zerduz palan ursan eşek yine eşektir

                                     Ziya Paşa

Zâlim yine bir zulme giriftâr olur ahir,

Elbette olur ev yıkanın hânesi vîran

                                     Ziya Paşa

Bir nokta koyup mücrim ederler seni sonra

Esrar-ı kibâra sakın olma hele mahrem

(mahrem kelimesinin yazılışında "ha" harfinin altına bir nokta koyunca mücrim olur)

Bir yerde cehl hükümrândır

Ol yerde ziya-yı Hak nihândır (Nihan-saklı,gizli)

                         Mahmut Celalettin Paşa

Erenlerin nazârı toprağı gevher eyler

Erenler kademinde toprak olasım gelir (kadem-ayak)

                                              Lâedri

Ger günahım Kuh-i Kaf olsa ne gam yâ Celil

Rahmetin bahrine nisbet ennehû şey'un kâil

(Günahım kaf dağı kadar olsa ne gam ey Allah'ım! Senin rahmetdenizine göre, Kaf Dağı büyüklüğündeki günah küçük bir şeydir.)           Lâedri

Bir mevsim-i baharına geldik ki âlemin

Bülbül hamûş, hevz tehi, gülistan harêb

 (Tehi-boş, hamuş-susmuş)        Lâedri

En büyük fazlınız bunların asârından

Belki on şerhe bırakıp, bir kuru mânâ çıkaran

                                     Mehmet Âkif